Yapay zeka (AI) denildiğinde aklımıza genellikle büyük dil modelleri veya karmaşık robotlar gelir. Ancak bu teknolojinin kökenleri, günümüzden çok daha eskiye, makinelerin “düşünme” yeteneğini ilk kez sergilediği 1950’li yıllara dayanır. İşte bu dönemin en önemli kilometre taşlarından biri, 1956 yılında geliştirilen ve adeta yapay zekanın doğuşunu müjdeleyen Logic Theorist programıydı.
Logic Theorist, basit bir hesap makinesinin çok ötesinde bir başarıya imza attı: Bilgisayarların, sembolik akıl yürütme yoluyla matematiksel teoremleri kanıtlayabileceğini gösterdi. Hatta bazı teoremler için insan elinden çıkmış kanıtlardan daha yeni ve daha kısa yollar keşfetti. Bu başarı, sadece matematiğin temellerini sarsmakla kalmadı, aynı zamanda “zeka nedir?” sorusunu da yeniden gündeme getirdi.
Sembolik bir haritada yol bulmak
Birçok yapay zeka sistemi, en eskileri de dahil olmak üzere, bir sorunu çözmek için olasılıkların sembolik bir haritasını çıkarır ve başlangıç noktasından hedefe doğru en uygun rotayı arar. Logic Theorist, bu yaklaşımın ilk ve en saf örneklerinden biriydi. Tıpkı bir metro haritasında A noktasından B noktasına gitmek gibi, program da temel aksiyomlardan (doğruluğu kabul edilen önermeler) başlayarak, mantıksal adımlarla hedef teoreme ulaşmaya çalışırdı.
Bu “arama” fikri, daha sonra yapay zeka tarihinde devrim yaratacak olan arama algoritmasının da temelini oluşturdu. 1968 yılında, adını titrek hareketlerinden alan Shakey adlı robotu yönlendirmek için icat edilen bu algoritma, bir haritayı akıllıca tarayarak en verimli rotaları bulabiliyordu. Bugün telefonlarımızdaki veya arabalarımızdaki GPS sistemlerinin trafik koşullarını dikkate alarak bize en kısa yolu bulmasının arkasında, işte bu 50 yıllık algoritma yatmaktadır.
Logic Theorist: İlk gerçek yapay zeka programı mı?
Logic Theorist, genellikle “ilk yapay zeka programı” olarak anılsa da, bu tam olarak doğru değildir. Ondan önce, 1948’de Alan Turing’in satranç programı Turochamp ve 1952’de Arthur Samuel’in kendi kendine öğrenen dama programı gibi öncüler vardı.
Ancak Logic Theorist’i özel kılan şey, oyun oynamak yerine soyut bir alana, yani matematiksel kanıtlara odaklanmasıydı. Allen Newell ve Herbert Simon tarafından geliştirilen program, Alfred North Whitehead ve Bertrand Russell’ın anıtsal eseri Principia Mathematica‘daki ilk 52 teoremden 38’ini başarıyla kanıtladı. Bu kitap, tüm matematiği mantıksal bir temel üzerine inşa etmeyi amaçlayan devasa bir çalışmaydı.
Program, sadece mevcut teoremleri kanıtlamakla kalmadı, aynı zamanda bazıları için insan aklının bulduğundan daha zarif ve kısa kanıtlar da keşfetti. Bu, bir makinenin ilk kez, sadece insanların yapabileceği düşünülen bir alanda “yaratıcı” bir eylemde bulunduğu anlamına geliyordu.
Yapay bir matematikçi ve zekanın yeniden tanımlanması
Logic Theorist’in başarısı, o dönem için çığır açıcıydı. 1956’da, bir makinenin zor matematiksel teoremleri kanıtlayabileceğini kim hayal edebilirdi ki? Yapay zeka tarihçisi Pamela McCorduck, Logic Theorist’i “bir makinenin, şimdiye kadar zeki, yaratıcı ve benzersiz olarak insanlara özgü kabul edilen görevleri yapabileceğinin somut kanıtı” olarak tanımladı.
Yaratıcılarından Herbert Simon ise çok daha iddialı bir yorumda bulundu: “Sayısal olmayan düşünme yeteneğine sahip bir bilgisayar programı icat ettik ve böylece zihin-beden sorununu çözdük.” Elbette düşünmek, mantıksal önermeleri kanıtlamaktan çok daha fazlasıdır. Ancak Logic Theorist, yapay zekanın gelişiminde dev bir kilometre taşıydı.
İlk kez bir makine, sadece zeki insanların yaptığı bir şeyi başarmıştı. Bu, sembolik akıl yürütmenin gücünü kanıtladı ve “zeka” ile “yaratıcılık” gibi kavramları nasıl tanımladığımızı yeniden düşünmemizi sağladı. Logic Theorist, günümüzün karmaşık yapay zeka sistemlerinin temelinde yatan basit ama güçlü bir fikri somutlaştırdı: Düşünmek, bir anlamda, olasılıklar haritasında doğru yolu bulmaktır.




