Otomotiv endüstrisinde bazı rekabetler efsanevidir. Mercedes-Benz ve BMW arasındaki rekabet de, on yıllardır süren, teknoloji, tasarım ve performans alanlarında birbirlerini sürekli ileri iten bu efsanelerden biridir. Ancak Alman Manager Magazin’in ortaya attığı ve Autocar’ın Mercedes-Benz içindeki kaynaklara dayandırarak detaylandırdığı bir haber, bu ezeli rekabette tarihi bir sayfanın açılabileceğini gösteriyor.
Habere göre, Mercedes-Benz, gelecekteki plug-in hibrit ve menzil artırıcılı elektrikli (range-extender EV) modellerinde kullanmak üzere, rakibi BMW’den dört silindirli benzinli motor tedarik etmek için ileri düzeyde görüşmeler yürütüyor.
Bu inanılmaz iş birliğinin arkasındaki neden ne?
Peki, kendi motorlarını üretme konusunda bu kadar köklü bir geçmişe ve gurura sahip olan iki Alman devi, neden böyle bir iş birliğine gitmeyi düşünüyor? Cevap, otomotiv endüstrisinin geçirdiği köklü dönüşümde ve artan maliyetlerde saklı.
Autocar’a konuşan Mercedes-Benz içindeki bir kaynağa göre, bu anlaşma, “geliştirme maliyetlerini düşürmeye yönelik stratejik bir adım” olarak tasarlanıyor. Elektrikli araçlara geçiş, otonom sürüş teknolojileri ve katı emisyon standartları, otomobil üreticilerinin üzerine devasa bir Ar-Ge yükü bindirmiş durumda. Bu ortamda, özellikle içten yanmalı motorların geleceğinin belirsiz olduğu bir dönemde, yeni bir motor geliştirmek yerine, kanıtlanmış ve verimli bir motoru rakibinden tedarik etmek, milyarlarca dolarlık bir tasarruf anlamına gelebilir.
Neden BMW motoru?
Bu iş birliğinin sadece maliyetle ilgili olmadığı, aynı zamanda teknik bir uyumluluk sorunundan da kaynaklandığı belirtiliyor.
Mercedes-Benz’in en son CLA modelinde kullandığı, kod adı M252 olan yeni 1.5 litrelik turboşarjlı dört silindirli benzinli motoru, aslında Almanya’da Mercedes tarafından geliştirilmiş ancak Çin’de Geely ve Renault’nun ortak girişimi olan Horse Powertrain tarafından üretiliyor. Bu motor, hafif hibrit (mild-hybrid) elektrifikasyon için uygun olsa da, Mercedes-Benz içindeki kaynaklara göre, daha karmaşık olan plug-in hibrit veya menzil artırıcılı EV uygulamaları için tasarlanmamış.
İşte bu noktada BMW devreye giriyor. Masada olduğu söylenen motor, BMW ve MINI modellerinde yaygın olarak kullanılan B48 kodlu 2.0 litrelik turboşarjlı sıralı dört silindirli motor. Avusturya’daki Steyr fabrikasında üretilen bu motorun, hem dikey (longitudinal) hem de enine (transverse) yerleşim düzenleriyle çalışacak şekilde paketlenmiş olması, ona Mercedes-Benz’in M252 motoruna kıyasla çok daha geniş bir uygulama alanı ve esneklik sağlıyor. Bu, Mercedes’in farklı platformlardaki birçok modelinde bu motoru kolayca kullanabileceği anlamına geliyor.
Sadece motor paylaşımından daha fazlası
Eğer bu söylentiler gerçeğe dönüşürse, bu, iki rakip Alman markasının ilk kez bir motor paylaşacağı tarihi bir an olacak. Ancak potansiyel ortaklık, sadece motor tedarikiyle sınırlı kalmayabilir.
Bu iş birliği, iki üreticinin küresel üretim merkezlerine de uzanabilir. Örneğin, ABD’ye ithal edilen ürünlere yönelik gümrumi vergilerinden kaçınmak için, iki markanın Amerika Birleşik Devletleri’nde ortak bir motor üretim tesisi kurması bile gündeme gelebilir.
Rekabetin yeni tanımı
Mercedes-Benz’in, gelecekteki en önemli teknolojilerinden bazıları için motorunu en büyük rakibinden almayı düşünmesi, otomotiv endüstrisindeki rekabetin ne kadar değiştiğini gösteriyor. Artık savaş sadece kaputun altındaki beygir gücüyle değil, aynı zamanda maliyet verimliliği, stratejik ortaklıklar ve elektrifikasyon yarışında doğru adımları atabilmekle kazanılıyor. Gözler şimdi, bu iki ezeli rakibin, ortak bir gelecek için tarihi bir el sıkışma yapıp yapmayacağında olacak.




