İnternetin ilk vaadi, insanları coğrafi sınırlardan bağımsız olarak bir araya getirmekti. Fikirlerin özgürce paylaşıldığı, iş birliğine dayalı küresel bir topluluk hayal ediliyordu. Ancak bugün geldiğimiz nokta, çoğu zaman bir kutuplaşma, çatışma ve zihinsel yorgunluk alanı.
Peki, bu temel vaatten nasıl bu kadar uzaklaştık ve daha anlamlı bir dijital etkileşim için bir yol var mı?
Sorunun kalbinde, internetin bir kamusal alandan çok, acımasız bir pazar yerine dönüşmesi yatıyor. Bu pazarın para birimi ise dikkatimiz. Sosyal medya platformları, varlıklarını sürdürebilmek için bizi ekran başında tutmak zorunda. Bunu yapmanın en etkili yolu ise algoritmaları, en temel duygularımızı manipüle edecek şekilde tasarlamak.
Bilim kurgu yazarı Cory Doctorow’un “enshittification” (b*ktanlaşma) olarak adlandırdığı bu süreçte, platformlar yavaş yavaş kullanıcı deneyimini aşındırır. Öfke, nefret ve hayal kırıklığı, en çok etkileşim getiren duygular olduğu için ödüllendirilir.
Sonuç; tükenmişlik, yabancılaşma ve dopamin odaklı anlamsız bir gezinme hali. Bu, sistemin bir hatası değil, en verimli çalıştığı anıdır.
Yapay zeka çağı ve Ölü İnternet Teorisi
Tam da bu “b*ktanlaşma” (enshittification) sürecinin üzerine, şimdi de üretken yapay zeka dalgası geldi. Artık sorun sadece insan duygularını manipüle eden algoritmalar değil, aynı zamanda internetin kendisini anlamsız, ruhsuz ve sentetik içeriklerle dolduran yapay zeka algoritmaları.
Arama motorları, bir zamanlar bilgiye açılan kapılardı. Şimdi ise yapay zeka tarafından SEO için optimize edilmiş, birbirinin kopyası olan içerik çiftlikleriyle dolu. Bir ürün incelemesi aradığınızda, gerçekten o ürünü deneyimlemiş bir insanın yazdığı bir yazıya ulaşmak neredeyse imkansız hale geldi. Karşınıza çıkanlar, genellikle anahtar kelimelerle doldurulmuş, yapay zeka tarafından yazılmış anlamsız metinler.
Sosyal medyadaki yorum bölümleri, yapay zeka botlarının etkileşim yaratmak için birbirleriyle tartıştığı, sahte bir kamuoyu yarattığı arenalara dönüştü. Sanat ve yaratıcılık, yapay zekanın sonsuz sayıda görsel üretebildiği bir ortamda değerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya. İnternet, insan elinden çıkmış özgün içeriklerin, sentetik bir içerik okyanusunda kaybolduğu bir yer haline geliyor.

Bu durum, “Ölü İnternet Teorisi” olarak bilinen, internetin büyük bir kısmının artık insan etkileşiminden ziyade botlar ve algoritmalar tarafından yönetildiği fikrini her zamankinden daha gerçekçi kılıyor.
Madalyonun diğer yüzü
Ancak umutsuzluğa kapılmak için henüz erken olabilir. Bu dijital çürümenin ortasında, kar amacı gütmeyen, kullanıcı verilerini korumayı taahhüt eden ve en önemlisi insani etkileşimi merkeze alan platformlar da filizleniyor. Yorum bölümleri olmayan, kullanıcıyı bağımlı kılmak yerine ona gerçekten yardım etmeyi amaçlayan uygulamalar, bu yeni arayışın ürünleri.
Bu girişimler, sorunun temeline işaret ediyor. İnternet kültüründeki en büyük problem, insanların insanlığının gizlenmesidir. Anonim kullanıcı adlarının arkasına saklanan, yüzü ve kimliği olmayan metinler, gerçek bir insani etkileşim değildir. Bu anonimlik perdesi, empatiyi yok eder ve en zehirli davranışların yeşermesi için verimli bir zemin hazırlar.
Daha iyi bir internet, belki de bizi yeniden “insan” olarak bir araya getirecek olanıdır. İnsanları, verilerini sömürmeden, öfkeyi ve çatışmayı körüklemeden, yüz yüze getiren platformlar. Çünkü bir insanın yüzündeki mimikler; kalkan kaşlar, bir gülümseme veya bir somurtma, bizi en gelişmiş yapay zeka sohbet robotlarından ayıran en temel şeydir.
Ve belki de kendimize sormamız gereken en temel soru şudur:
Başka bir insanın gözlerinin içine bakarken söyleyemeyeceğimiz bir şeyi, dijital bir boşluğa haykırmaya gerçekten değer mi?




